Sâffât Suresi
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَدٖينُونَ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn.
Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
ḳâle hel entüm müṭṭali`ûn.
(O zat, dünyada geçmiş olan hadiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teala orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vakıf mısınız? dedi.
فَاطَّـلَعَ فَرَاٰهُ فٖي سَوَٓاءِ الْجَحٖيمِ
feṭṭale`a feraâhü fî sevâi-lceḥîm.
( İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْدٖينِۙ
ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.
"Yemin ederim ki, sen az daha beni de helak edecektin.
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّٖي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرٖينَ
velevlâ ni`metü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi.
اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتٖينَۙ
efemâ naḥnü bimeyyitîn.
Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبٖينَ
illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.
Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha?!"
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
inne hâẕâ lehüve-lfevzü-l`ażîm.
Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn.
Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلاً اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.
Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمٖينَ
innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn.
Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فٖٓي اَصْلِ الْجَحٖيمِۙ
innehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.
Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.