Sâffât Suresi
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْباً بِالْيَمٖينِ
ferâga `aleyhim ḍarbem bilyemîn.
Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ
feaḳbelû ileyhi yeziffûn.
(Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ
ḳâle eta`büdûne mâ tenḥitûn.
İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
vellâhü ḫaleḳaküm vemâ ta`melûn.
Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَاناً فَاَلْقُوهُ فِي الْجَحٖيمِ
ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.
Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
فَاَرَادُوا بِهٖ كَيْداً فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَلٖينَ
feerâdû bihî keyden fece`alnâhümü-l'esfelîn.
Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
وَقَالَ اِنّٖي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّٖي سَيَهْدٖينِ
veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.
(Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".
رَبِّ هَبْ لٖي مِنَ الصَّالِحٖينَ
rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.
O: "Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖيمٍ
febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.
İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّٖٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّٖٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُنٖٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرٖينَ
felemmâ belega me`ahü-ssa`ye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-f`al mâ tü'mer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.
Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبٖينِۚ
felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.
Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: