📖Ayet detayı ve mealler için meale tıklayın.
وَاِنَّهُ لَفٖي زُبُرِ الْاَوَّلٖينَ
veinnehû lefî zübüri-l'evvelîn.
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
▼
اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَۜ
evelem yekül lehüm âyeten ey ya`lemehû `ulemâü benî isrâîl.
Beni İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
▼
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَمٖينَۙ
velev nezzelnâhü `alâ ba`ḍi-l'a`cemîn.
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
▼
فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهٖ مُؤْمِنٖينَۜ
feḳara'ehû `aleyhim mâ kânû bihî mü'minîn.
Bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
▼
كَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ فٖي قُلُوبِ الْمُجْرِمٖينَۜ
keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.
Onu günahkarların kalplerine böyle soktuk.
▼
لَا يُؤْمِنُونَ بِهٖ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلٖيمَۙ
lâ yü'minûne bihî ḥattâ yeravu-l`aẕâbe-l'elîm.
Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
▼
فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ
feye'tiyehüm bagtetev vehüm lâ yeş`urûn.
İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
▼
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَۜ
feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.
O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
▼
اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
(Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
▼
اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنٖينَۙ
eferaeyte im metta`nâhüm sinîn.
Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak.
▼
ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَۙ
ŝümme câehüm mâ kânû yû`adûn.
Sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!
▼
مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ
mâ agnâ `anhüm mâ kânû yümette`ûn.
Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
▼
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ lehâ münẕirûn.
Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
▼