📖Ayet detayı ve mealler için meale tıklayın.
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَرٖينَۜ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra ötekilerini suda boğduk.
▼
اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
▼
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ۟
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
▼
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰهٖيمَۢ
vetlü `aleyhim nebee ibrâhîm.
(Resulüm!) Onlara İbrahim'in haberini de naklet.
▼
اِذْ قَالَ لِاَبٖيهِ وَقَوْمِهٖ مَا تَعْبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ ta`büdûn.
Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.
▼
قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَاماً فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفٖينَ
ḳâlû na`büdü aṣnâmen feneżallü lehâ `âkifîn.
"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz" diye cevap verdiler.
▼
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ
ḳâle hel yesme`ûneküm iẕ ted`ûn.
İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
▼
اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ
ev yenfe`ûneküm ev yeḍurrûn.
Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?
▼
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ
ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yef`alûn.
Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.
▼
قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ
ḳâle eferaeytüm mâ küntüm ta`büdûn.
İbrahim dedi ki: İyi ama, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
▼
اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ
entüm veâbâükümü-l'aḳdemûn.
"İster siz, ister eski atalarınız"
▼
فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ لٖٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَمٖينَۙ
feinnehüm `adüvvül lî illâ rabbe-l`âlemîn.
İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak alemlerin Rabbi (benim dostumdur);
▼
اَلَّذٖي خَلَقَنٖي فَهُوَ يَهْدٖينِۙ
elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.
Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.
▼