Şuarâ Suresi
فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِرٖينَۚ
feersele fir`avnü fi-lmedâini ḥâşirîn.
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلٖيلُونَۙ
inne hâülâi leşirẕimetün ḳalîlûn.
"Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır."
وَاِنَّهُمْ لَنَا لَـغَٓائِظُونَۙ
veinnehüm lenâ legâiżûn.
"(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir."
وَاِنَّا لَجَمٖيعٌ حَاذِرُونَۜ
veinnâ lecemî`un ḥâẕirûn.
"Biz ise, elbette uyanık (ve yekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu).
فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
feaḫracnâhüm min cennâtiv ve`uyûn.
Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.
كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَۚ
keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقٖينَ
feetbe`ûhüm müşriḳîn.
Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.
فَلَمَّا تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ
felemmâ terâe-lcem`âni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte yakalandık! dediler.
قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّٖي سَيَهْدٖينِ
ḳâle kellâ. inne me`iye rabbî seyehdîn.
Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظٖيمِۚ
feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib bi`aṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-l`ażîm.
Bunun üzerine Musa'ya: Asan ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.