Sâffât Suresi
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمٖينِ
ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn.
(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sureti haktan görünürdünüz) derler.
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنٖينَۚ
ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn.
(Ötekiler de:) "Bilakis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْماً طَاغٖينَ
vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.
"Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ
feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.
"Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız."
فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاوٖينَ
feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.
"Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."
فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn.
Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمٖينَ
innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا قٖيلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ
innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.
Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ
veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.
"Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi.
بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلٖينَ
bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.
Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَلٖيمِۚ
inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm.
Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.