Duhân Suresi
ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌۢ
ŝümme tevellev `anhü veḳâlû mü`allemüm mecnûn.
Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler.
اِنَّا كَاشِفُوا الْعَذَابِ قَلٖيلاً اِنَّكُمْ عَٓائِدُونَۢ
innâ kâşifü-l`aẕâbi ḳalîlen inneküm `âidûn.
Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرٰىۚ اِنَّا مُنْتَقِمُونَ
yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.
Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَٓاءَهُمْ رَسُولٌ كَرٖيمٌۙ
veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme fir`avne vecâehüm rasûlün kerîm.
Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi geldi. (Şöyle diyerek)
اَنْ اَدُّٓوا اِلَيَّ عِبَادَ اللّٰهِۜ اِنّٖي لَكُمْ رَسُولٌ اَمٖينٌۙ
en eddû ileyye `ibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.
"Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resulüm"
وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِۚ اِنّٖٓي اٰتٖيكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبٖينٍۚ
veel lâ ta`lû `ale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.
Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.
وَاِنّٖي عُذْتُ بِرَبّٖي وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِۘ
veinnî `uẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.
Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا لٖي فَاعْتَزِلُونِ
veil lem tü'minû lî fa`tezilûn.
Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın.
فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ
fede`â rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.
Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.
فَاَسْرِ بِعِبَادٖي لَيْلاً اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَۙ
feesri bi`ibâdî leylen inneküm müttebe`ûn.
Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu.
وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْواًۜ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ
vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.
Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
kem terakû min cennâtiv ve`uyûn.
Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler, çeimeler,