Zâriyât Suresi
فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ
feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.
Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خٖيفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلٖيمٍ
feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin `alîm.
Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ فٖي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقٖيمٌ
feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.
Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَكٖيمُ الْعَلٖيمُ
ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.
Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِمٖينَۙ
ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
"Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طٖينٍۙ
linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.
"Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفٖينَ
müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.
(Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فٖيهَا مِنَ الْمُؤْمِنٖينَۚ
feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.
Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
فَمَا وَجَدْنَا فٖيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمٖينَۚ
femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.
Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
وَتَرَكْنَا فٖيهَٓا اٰيَةً لِلَّذٖينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَلٖيمَۜ
veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.
Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
وَفٖي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبٖينٍ
vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.
Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.