📖Ayet detayı ve mealler için meale tıklayın.
فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ
feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.
Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
▼
فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خٖيفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلٖيمٍ
feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin `alîm.
Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
▼
فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ فٖي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقٖيمٌ
feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.
Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
▼
قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَكٖيمُ الْعَلٖيمُ
ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.
Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
▼
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
▼
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِمٖينَۙ
ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
"Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."
▼
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طٖينٍۙ
linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.
"Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."
▼
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفٖينَ
müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.
(Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
▼
فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فٖيهَا مِنَ الْمُؤْمِنٖينَۚ
feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.
Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
▼
فَمَا وَجَدْنَا فٖيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمٖينَۚ
femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.
Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
▼
وَتَرَكْنَا فٖيهَٓا اٰيَةً لِلَّذٖينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَلٖيمَۜ
veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.
Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
▼
وَفٖي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبٖينٍ
vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.
Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
▼
فَتَوَلّٰى بِرُكْنِهٖ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ
fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.
Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.
▼