Kalem Suresi
اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنٖينَۜ
en kâne ẕâ mâliv vebenîn.
Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاطٖيرُ الْاَوَّلٖينَ
iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.
Ona ayetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.
سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ
senesimühû `ale-lḫurṭûm.
Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz).
اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحٖينَۙ
innâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn.
Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri" ne bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.
فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ
feṭâfe `aleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn.
Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir afet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,
اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِمٖينَ
eni-gdû `alâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn.
"Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin!" diye.
فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ
fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn.
Derken yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı.
اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْكٖينٌ
el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleyküm miskîn.
"Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın"diye.
وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِرٖينَ
vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.
(Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.