Nuh Suresi
وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَاراً
veḳad ḫaleḳaküm aṭvârâ.
Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.
اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقاًۙ
elem terav keyfe ḫaleḳa-llâhü seb`a semâvâtin ṭibâḳâ.
Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmış!
وَجَعَلَ الْقَمَرَ فٖيهِنَّ نُوراً وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجاً
vece`ale-lḳamera fîhinne nûrav vece`ale-şşemse sirâcâ.
Onların içinde ayı bir nur kılmış, güneşi de bir çerağ yapmıştır.
وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتاًۙ
vellâhü embeteküm mine-l'arḍi nebâtâ.
Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir.
ثُمَّ يُعٖيدُكُمْ فٖيهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجاً
ŝümme yü`îdüküm fîhâ veyuḫricüküm iḫrâcâ.
Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır.
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَـكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطاًۙ
vellâhü ce`ale lekümü-l'arḍa bisâṭâ.
"Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır."
لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلاً فِجَاجاً۟
liteslükû minhâ sübülen ficâcâ.
"Ki, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz. (diye).
قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْنٖي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَاراًۚ
ḳâle nûḥur rabbi innehüm `aṣavnî vettebe`û mel lem yezidhü mâlühû veveledühû illâ ḫasârâ.
(Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.
وَمَكَرُوا مَكْراً كُبَّاراًۚ
vemekerû mekran kübbârâ.
Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!
وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَداًّ وَلَا سُوَاعاًۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْراًۚ
veḳâlû lâ teẕerunne âliheteküm velâ teẕerunne veddev velâ süvâ`av velâ yegûŝe veye`ûḳa venesrâ.
Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suva'dan, Yeğus'tan, Ye'uk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!
وَقَدْ اَضَلُّوا كَثٖيراًۚ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمٖينَ اِلَّا ضَلَالاً
veḳad eḍallû keŝîrâ. velâ tezidi-żżâlimîne illâ ḍalâlâ.
(Böylece) onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını arttır!
مِمَّا خَطٖٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَاراً فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَاراً
mimmâ ḫaṭîâtihim ugriḳû feüdḫilû nâran felem yecidû lehüm min dûni-llâhi enṣârâ.
Bunlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular ve o zaman Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.