Sâffât Suresi
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡmَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ
rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.
O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِزٖينَةٍۨ الْـكَوَاكِبِۙ
innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.
Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
وَحِفْظاً مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ
veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.
Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَأِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ
lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib.
Onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
دُحُوراً وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ
düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib.
Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib.
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقاً اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طٖينٍ لَازِبٍ
festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.
Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ
bel `acibte veyesḫarûn.
Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.