📖Ayet detayı ve mealler için meale tıklayın.
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَٓا اَحْضَرَتْۜ
`alimet nefsüm mâ aḥḍarat.
Kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır.
▼
فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ
felâ uḳsimü bilḫunnes.
Şimdi yemin ederim o sinenlere,
▼
اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ
elcevâri-lkünnes.
O akıp akıp yuvasına gidenlere,
▼
وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ
velleyli iẕâ `as`as.
Kararmaya yüz tuttuğunda geceye andolsun,
▼
وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ
veṣṣubḥi iẕâ teneffes.
Ağarmaya başladığında sabaha andolsun ki,
▼
اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرٖيمٍۙ
innehû leḳavlü rasûlin kerîm.
O (Kur'an), şüphesiz değerli, bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
▼
ذٖي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكٖينٍۙ
ẕî ḳuvvetin `inde ẕi-l`arşi mekîn.
O elçi güçlü, Arş'ın sahibi (Allah'ın) katında çok itibarlıdır.
▼
مُطَاعٍ ثَمَّ اَمٖينٍۜ
müṭâ`in ŝemme emîn.
O orada sayılan, güvenilen (bir elçi) dir.
▼
وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍۚ
vemâ ṣâḥibüküm bimecnûn.
Arkadaşınız (Muhammed) de mecnun değildir.
▼
وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُبٖينِۚ
veleḳad raâhü bil'üfüḳi-lmübîn.
Andolsun ki, onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
▼
وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنٖينٍۚ
vemâ hüve `ale-lgaybi biḍanîn.
O, gaybın bilgilerini (sizden) esirgemez.
▼
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجٖيمٍۚ
vemâ hüve biḳavli şeyṭânir racîm.
O lanetlenmiş şeytanın sözü de değildir.
▼
فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ
feeyne teẕhebûn.
Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
▼