Al-Hijr Suresi
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌۭ مُّصْبِحِينَ
veḳaḍaynâ ileyhi ẕâlike-l'emra enne dâbira hâülâi maḳṭû`um muṣbiḥîn.
Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
vecâe ehlü-lmedîneti yestebşirûn.
Şehir halkı, sevinerek geldiler.
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
ḳâle inne hâülâi ḍayfî felâ tefḍaḥûn.
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
vetteḳu-llâhe velâ tuḫzûn.
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâlû evelem nenheke `ani-l`âlemîn.
"Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
ḳâle hâülâi benâtî in küntüm fâ`ilîn.
Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
le`amruke innehüm lefî sekratihim ya`mehûn.
Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü müşriḳîn.
Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.
فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن سِجِّيلٍ
fece`alnâ `âliyehâ sâfilehâ veemṭarnâ `aleyhim ḥicâratem min siccîl.
Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
inne fî ẕâlike leâyâtil lilmütevessimîn.
Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍۢ مُّقِيمٍ
veinnehâ lebisebîlim müḳîm.
O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyetel lilmü'minîn.
Bunda inananlar için ibret vardır.